Bir Kitabı Kötü Yapan 10 Durum


Herkese merhaba!
Bugün farklı bir yayın yazmaya karar verdim. Benim için bir kitabı 'kaçılması' gereken yapan 10 durumu sizinle paylaşmak istedim. Bu sizin için tam tersi de olabilir o yüzden baştan belirtmek istiyorum ; bunlar benim sevmediğim durumlar. Belki benim sevmediklerim sizin için bir kitabı okunabilir kılan özellikler olabilir. 
Ayrıca yanlış anlaşılmaması adına belirtmek istediğim bir şey daha var. Aşağıdaki özellikler her kitapta rahatsız olduklarım yani bir kitaba ya da yazara yönelik değildir. Tamamen tecrübelerime dayanmaktadır.
Lafı daha fazla uzatmadan , iyi okumalar :)


1- Birden 180 derece dönen karakterler : Genelde yazarların ilk kitaplarında -acemilik hali sanırım- denk geldiğim bir durum. Bu sıralar çoğu genç-yetişkin yazarları da kullanıyor bunu. Hiç gerçekçi durmadığını söylemem lazım. Hatta aşırı saçma duruyor kitaplarda. Hadi ama , kim birden iyiyken kötü olur ki? Yazarın madem böyle bir planı vardı , o karakterin kötü olduğunu bize kitabın başından sezdirmeliydi. 
  Buna bir sürü örnek verebilirim ama en basiti kötü çocuk temalı kitaplar olur sanırım. Hepimizin bildiği gibi ana kahraman çok acımasızdır , suç işler ama aşık olduğu kız için iyilik meleği olur çıkar. Spoiler : Ne yazık ki gerçek hayatta böyle bir şey yok.

2-Aşk üçgeni : İlk başlarda hoş gelen , sonra kitaptan tiksinmenize yol açan durum. Alacakaranlık'tan önce bu kadar popüler miydi hatırlamıyorum ama sanki onunla arttı. Malum Bella&Edward&Jacob üçlüsünü bilmeyen yoktur. 
  Bunu abartıp aşk dörtgeni hatta beşgeni yapan yazarlar da yok değil. O tarz kitaplardan şiddetle uzak durmanızı öneririm. 
  Bu aşk üçgeni temasının başlarda bana da güzel geldiğini itiraf edebilirim ama bu tarz kitapları okudukça bayıyor. Okudukça kitabın başından kadın karakterin hangi erkeği seçeceğini tahmin eder duruma geliyorsunuz. 

3-Seni sevdiğim için terk ediyorum'cular : Şunu düşündükçe bile sinirleniyorum. Sanırım bir kitapta olmasına katlanamadığım tek durum bu. 
  Kısaca özetlemek gerekirse , karakterlerden biri diğerinin iyiliği için onu terk eder , ondan nefret etmesi için ağzına geleni söyler ama durun! Aslında karakterimiz o kadar erdemlidir ki , sırf bu erdem seviyesi yüzünden bunları yapar. Normal hayatta neden bu tarz olaylar olmaz? Tabi ki o karakterin erdem seviyesine ulaşamadığımız için(!)

4-Gereğinden fazla asi tipler : Genelde kadın karakterlerde görülen sinir bozucu durum. Güçlü kadın karakter oluşturayım derken  başa bela karakter oluşturuyorsunuz sevgili yazarlar. Bknz : Ölümcül Oyuncaklar , Clary Fairchild. 
  Çoğu kitapta rastlanılan bu durumu kısaca özetlemek gerekirse ; karakterimiz inatçı ve başına buyruktur. Sorunu kendi başına çözmek ister. Kimseden öğüt almadan tehlikeye atılır ama beceremez. Sonra arkadaşları bir de onu kurtarmaya çalışır.
  Wattpad kitaplarında  da popüler bir durum. Kadın karakter asi olarak nitelendirilmek isteniyor ama benim gözümde sadece acınası biri oluyor. Asi bir karakter aynı zamanda güçlü olmalı. Gücünün bilincinde olarak tehlikeye atılmalı. Yoksa kendini küçük düşürmekten başka bir işe yaramıyor. 

5-Karakterin geçmişinin aslında o kadar da kötü olmaması : Bu durum genç-yetişkin kitaplarında bolca var. Pek gerçekçi olmayan bir olay. 
  Gerçek hayatta trafik kazası geçiren , ailesinden birini kaybeden insanlar görürüz. Ama bu insanlar tası tarağı toplayıp yaşadığı yeri terk etmez. Sonuçta iyisiyle kötüsüyle hayat budur. Ama kitap karakterlerine geldiği zaman iş değişiyor. Ailesinden birini kaybeden karakterimizi başka ülkeye gidiyor. Orada geçmişini saklıyor -ki saklanması gereken bir şey mi var ortada? Böyle gizemli bir imaj yaratıyor. Yanına yaklaşan insanlardan uzak duruyor. Çünkü tekrar kırılmak istemiyor. Üstüne üstlük yazar bu karakteri cesur olarak nitelendiriyor. Bu karakter benim gözümde sadece korkaktır. Asıl cesur olan anılarla yaşamasını bilendir , kaçan değil.

6-Sonsuza uzanan seriler : Yazarın nasıl bir hayal gücü varsa o seri bir türlü sonlanmıyor. Mis gibi 3 kitap yazmak varken bu sayı 15 oluyor. 20 üzeri kitap olan seriler bile gördü bu gözler. Hayran kitlesi bu durumdan yakınmıyor aslında. Ne kadar kitap o kadar eğlence gözüyle bakılıyor. Ancak ben dayanamıyorum. 10 kitaptan fazla serilere başlamıyorum. Başlasam da devamı gelmiyor zaten. Hayır , o kitapları okurken gözünüz diğer kitaplara hiç mi kaymıyor? Ben daha ikinci kitabı okurken acaba başka bir seriye mi başlasam diyorum :) O yüzden forever stand-alone!
7-Faşistlik barındıran kitaplar : Biz fark etmesek de çoğu kitapta faşistlik yapılıyor aslında. Mesela ezik tipler hiç Amerikalı ya da Avrupalı olmuyor. Yakışıklı karakterler Japon , Hintli ya da Arap olmuyor. Nedense hep Fransız , İtalyan vs. Aslında bu tarz kitaplarda yazarların bilinçaltı ön plana çıkıyor. Belki farkında olmadan yapıyor ama kötü karakterler genelde zenciler oluyor. Filmlerde bu olay aldı başını gidiyor fakat kitaplarda okumaya tahammülüm yok. Kaçımız kapağında zenci birinin olduğu romantik kitap okudu mesela?
  Birde kitaplarda Türkleri 100 yıl öncede kalmış gibi gösteriyorlar ya. Sürekli halının ve lokumun bahsedilmesinden de bıktım diyebilirim. Eğer siz de benim gibi düşünüyorsanız Jeaniene Frost'un Ateş Laneti kitabını okumamanızı tavsiye ederim. 

8- Ana karakterlerden birinin ölmesi : Bir okuyucu için en üzüntü verici durum bu olsa gerek. Okurken bile bir depresif hale bürünüyor insan. Hele de ölen kitapta en sevdiğimiz karakterse durum daha da vahim!
   Ne yazık ki o karakterden sonra kitap eski tadını veremiyor. Çok az yazar var kitabı tekrar eskisi gibi heyecanlı yazabilen. Genelleme yapacak olursak ana karakter öldü mü kitabın tadı kaçıyor. Ve buna rağmen yazarlar karakterleri -inatla- öldürmeye devam ediyor.(Spoiler) Sally Green The Half Bad üçlemesinde Marcus'u öldürdüğünden beri adapte olamadım mesela. 

9-Sonunu 10 km öteden belli edenler : Bir kitabı neden okursunuz? Büyük ihtimalle kaliteli zaman geçirmek ve yazarın oluşturduğu hayal dünyasına dahil olabilmek için. Ama öyle kitaplar var ki bu hevesinizi kursağınızda bırakabilir. Kitabın sonunu tahmin etmek -hatta bilmek- benim için büyük bir işkence. Tahmin ettiğim son doğru çıktığı zaman ise kitabı alıp yazara geri iade etmek istiyorum. Tabi ki okuyucuyu şaşırtın hatta şoka sokun çıkamasın demiyorum ama birazcık da beyin gıdıklaması hoş olabilir. Acaba sonunda bu mu olacak yoksa şu mu diye kafa yormak istiyorum. Rebecca Donovan'ın Nefes serisi benim için tahmin edilebilir bir sona sahipti. O yüzden son kitabı okurken gerçekten sıkıldım. 
Beklediğim son çıkınca
10-Yazım hatası dolu olanlar ; Yazarla alakası olmayan ama yayın evine öfkelendiren bir diğer etken. Öyle kitaplar var ki son okumasını kör biri mi yaptı demek istiyorum. Türk yazarlarda az ama çeviri kitaplar dolu yazım hatası var. Hayır , çeviriyi word programında yapmıyor musunuz? Program zaten direk buluyor hataları! 
  Buna ek olarak bir de eksik sayfalı kitaplar var tabi. CNR kitap fuarında direk Martı Yayınları standından aldığım bir kitap 416 'dan 449'a atlıyor. Arada da Kabalcı Yayınlarının kapağı basılı tabi. 

Beni rahatsız edenler genel olarak bu kadar. Eskimiş kitapları okuyamayan birkaç arkadaşım var ama neyse ki o durum beni etkilemiyor :D Sizi neler rahatsız ediyor?

Instagram'da Ufak Bir Çekiliş!


Herkese merhaba! Ufak bir çekiliş ile karşınızdayım. Bir iki yazı önce size LUX serisine devam etmeyeceğimi yazmıştım. Bu yüzden serinin son kitabını instagram üzerinden şanslı bir takipçime hediye etmek istiyorum. Kitap hiç okunmamıştır ve orijinal baskıdır.
Çekiliş burada değil , instagram hesabımda (@tiryakisikitap) yer alıyor. Katılımla ilgili tüm şartlar da çekiliş resminin altındadır. 

Öyleyse sizi şöyle alalım.

YORUM : Sonsuzluktan Uzak Ölüme Yakın - Rebecca Maizel

"Hayatım boyunca senden daha çok sevebileceğim kimseye rastlamadım, hiç kimseye..."
Bunlar onun son sözleriydi, bana aşkını son kez anlattığı sözler…ve ardından onsuzluğa açılan ölümlü günler başladı...
Yaklaşık altı yüz yıldır baştan çıkarıcı bir hayat sürdüren Lenah, ona büyük bir tutkuyla bağlı olan aşkının kendini feda etmesiyle yeniden ölümlü olur ve kana olan tutkusundan kurtulur… Güneşin sıcaklığını teninde hisseder, ona imkânsız gibi görünse de bir kez daha âşık olur ve bir öpücüğün verdiği büyüleyici gücü tekrar yaşar...
Hayata dair tüm bu duyguları bir daha tadabileceğini hayal bile edemeyen Lenah için her şey yolundadır artık. Ta ki… karanlıklarla dolu vampir dünyası kraliçesini geri isteyene kadar...
Orijinal Adı : Infinite Days
Seri Sıralaması : Vampir Kraliçesi Serisi #1
Goodreads Puanı : 3.92 (8,794 oylama)
Sayfa Sayısı : 464 sayfa
Yayınevi : Martı Yayınları
Etiket Fiyatı : 22 tl 
***
  Lenah, 500 yaşında acımasız bir vampirdir. Sonsuz hayatın onu karanlığa sürüklediğini fark eder ve tekrar insan olmak ister. Bunun için kadim dostu Rhode'un kendini feda etmesi gerekmektedir. Rhode aşkı için ölür ve Lenah insan olur. 
   500 yıllık bir vampir gitmiş yerine 16 yaşında bir lise öğrencisi gelmiştir. Artık Lenah için saklanma zamanıdır. Eski dostlarından saklanmak için Wickham'da bir okula başlar. Ancak insan olmak sandığı kadar kolay olmayacaktır. 

 Herkese merhaba! Yeni bir kitapla karşınızdayım. Bu seferkinin çok farklı bir kurgusu var. Vampirken insan olan karakter kaç kitapta var ki? Ne yazık ki özgün kurgusunun aksine kitap son derece vasat.
  Aslında her şey güzel başlıyor. Lenah tam bir vampir. Acımasız , kana susamış ve hırslı. Kaliteli kan bulabilmek için bebekleri daha öldürüyor. Kara büyü yapıyor. Onu bu acımasız haliyle seven iki de erkek var. Biri Rhode diğeri Vicken. Rhode , Lenah'ın aksine soğukkanlı ve dürtülerini kontrol edebilen biri. Vicken ise Lenah gibi. Bu iki adamın aşkı arasında kalan Lenah , bir seçim yapmıyor ve ikisiyle de dost kalıyor. 
  Lenah insana dönüştükten sonra ise her şey son sürat mantık dışına çıkıyor. Korkusuz vampir gidip yerine liseli bir ergen geliyor. Lisenin popüler çocuğu Justin'a tutuluyor. Ki bu kitabın en saçma kısmı çünkü Justin'de aşık olunacak tek bir özellik bile yok. Aksine ben tiksindim. Lenah hakkında sevgilisi ile dedikodu yapıyor ve aynı zamanda sevgilisi varken Lenah ile flört ediyorlar. Yazar da Justin'e bir karakter oluşturmak yerine sürekli dış görünüşünü betimliyor. Seni yıllarca sevmiş 2 insan varken Justin'e aşık olmak nedir? 
  Karakterleri bir yana bırakırsak okulda geçen olaylarda da bir mantık yok. Lenah derslere giriyor , derste Justin ile bakışıyor döngü böyle sürüp gidiyor. Kitapta akıcılık yok. Yazarın üslubu da basit olduğundan olayları güzel gösterememiş. 
   Kitaba verdiğim 2 yıldız kurgunun değişik olması ve kitabın kaliteli baskısı sayesinde. Yoksa alınıp okunacak bir kitap olduğunu düşünmüyorum. 

Puanım : 2/5

YORUM : Oniks - Jennifer L. Armentrout

Daemon'la aramızda bir uzaylı bağı olmasının muhteşem olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.
Gerçi bu bağa rağmen ona direnmeye kararlıyım. Ama bunu yapmak hiç de kolay değil çünkü Daemon (kahretsin!) gittikçe gözüme daha da taş gibi görünüyor. Üstelik bu sefer Arumlardan çok daha büyük bir problemimiz var. Savunma Dairesi kasabada.
Eğer Daemon'ın yapabildiklerini keşfeder ve benim de onunla bağım olduğunu anlarlarsa ikimizi de mahvedecekler. Bu arada okula yeni biri geldi ve herkesten gizlediği bir sırrı var. Bana neler olduğunu biliyor, yardım da edebilir ama bunun için (sanki mümkünmüş gibi) Daemon'a yalan söylemeli ve ondan uzak durmalıyım. Kimi kandırıyorum ben?!
Kimse sonsuza kadar yalan söyleyemez.
Ultra yakışıklı ve ultra odun Daemon Black geri döndü!
Lux serisi, OBSİDİYEN'den sonra 2012'nin en iyi genç yetişkin kitabı seçilen ONİKS ile tam gaz devam ediyor. Daemon'a karşı koymanın imkânsız olduğunu artık siz de çok iyi biliyorsunuz...
Orijinal Adı : Onyx
Seri Sıralaması : LUX Serisi #2
Goodreads Puanı : 4.33 (119,318 oylama)
Sayfa Sayısı : 396 sayfa
Yayınevi : DEX
Etiket Fiyatı : 29 tl 
***
   Daemon ve Katy arasında kimsenin göremediği bir bağ oluşmuştur. Ancak ikisi de bu bağın sonuçlarını bilmez. Bir gün Katy eşyaları hareket ettirmeye başladığında ise çevreleri bir sürü düşman ile sarılacaktır. 
  Obsidiyen (serinin ilk kitabı) yaklaşık 5 yıl önce okuduğum ve bayıldığım bir kitaptı. Ardından serinin ikinci ve üçüncü kitaplarını da alıp okudum. Ama serinin kalan kitapları geç basıldı. Bu sırada başka başka şeyler araya girdi ve seri ile bağım koptu. 
   Geçenlerde serinin son kitabı Direniş elime geçti ve seriye baştan başlama kararı aldım. Burada ufak bir not girmek istiyorum , zamanında Obsidiyen'i çok beğenip herkese okutmuştum o yüzden berbat halde. Sayfalar kırışık , kenarları katlanmış. O halde kitaba dokunmak bile istemediğim için (evet,böyle bir takıntım var) serinin ikinci kitabı olan Oniks'ten başladım. Konuyu unutmuşum ama yazar arada ilk kitaptan bilgiler verdiği için kolay adapte oldum.
    Ne yazık ki seneler önce aldığım zevki tekrar alamadım. Kitaptaki her olay gözüme battı diyebilirim. Bir kere , Daemon ve Katy olmadan geçen sahne yok. 7/24 birlikteler. Bu beni bayağı rahatsız etti. Üstelik aralarında geçen diyaloglar da bayağı çocuksu. Katy sürekli Daemon'a "gıcık,öküz" gibi hitaplarda bulunuyor. Birbirine laf atmalar birden aralarında çekime dönüşüyor ve bu döngü kitap boyunca devam ediyor. 
  Daemon ve Katy olmadan geçen sahnelerde de bol bol kötü adamlar var ama ne olacağını 20 sayfa öteden kestiriyorsunuz. Kitabın sonunu tahmin etmeniz akıcılığı öldürüyor tabi. 
  Kitabı 5 yıl önce neden sevmişim en ufak bir fikrim yok. Belki de kitap hakkında aşırıya kaçan reklam gözümü boyadı,bilemiyorum. Yine de size 5 yıl sonra size okumayın diyebilirim sanırım. Piyasada bol bulunan fantastik/aşk kitaplarından pek bir farkı yok. Fena bir kitap değil ama muhteşem diyebilmek çok çok zor. 

Puanım : 2/5

YORUM : Golem ve Cin - Helene Wecker

Korkunç güçlere sahip bir büyücü tarafından, yalnızlık çeken bir adam için kilden yapılmış bir golem...
Ve bin yıllık esaretinden uyanan bir cin... Bu iki olağanüstü varlığın yolu 1899 yılında New York'ta kesişir. Farklı olmaktır onların kaderi... Hikâyeleri herkes gibidir aslında, kendini farklı ve yalnız hisseden her insan gibi...
Ve tehlike, onlar için sadece bir adım ötededir hep.
Golem ve Cin iki ayrı kültürün efsanelerinden besleniyor ve zengin anlatımı sayesinde okuru ilk sayfadan itibaren içine alıyor. 2013 yılının en iyi kitapları listelerini altüst eden bu roman Türkiye'de de çok sevilecek.
Orijinal Adı : The Golem and the Jinni
Seri Sıralaması : Herhangi bir seriye ait değil. 
Goodreads Puanı : 4.1 (70,730 oylama)
Sayfa Sayısı : 640 sayfa
Yayınevi : Doğan Kitap
Etiket Fiyatı : 32 tl
***
  Polonya'da dini ilimlerin karanlık tarafıyla uğraşan bir adam vardır : Yehudah Schaalman. Bir gün müşterilerinden biri ondan bir golem yapmasını ister. Ancak bu golem , savaşmak için değil eş olmak için yapılacaktır. Yehudah tüm mağrifetlerini kullanır ve müşterisinin istediğini yapar. Müşterisi , eşi olan golem ile Amerika'ya yolculuğa çıkar. Ne yazık ki yolculuk esnasında adam ölür. Sahipsiz kalan golem koca New York'ta tek başına kalır.
   Bu sırada uzak diyarlardan gelmiş bir ibriğin yolu kalaycı dükkanına düşer. Kalaycı adam , ibriğin üstündeki antik desenler karşısında şaşırır. İbriği incelerken beklenmedik bir şey olur. Dükkanı aydınlanır ve ibriğin içinden bir cin çıkar. 
  Herkese merhaba! Beklenmedik bir kurgusu ve güzel bir anlatımı olan mükemmel bir kitapla karşınızdayım. Şimdi teker teker kitabın özelliklerini ele alalım. 
   Öncelikle Golem ve Cin yazarın ilk kitabıymış ama yazarın deneyimli bir yazara yakın kalemi var. Kurguda en ufak bir açığa izin vermiyor. Kitap bittiğinde aklınızda en ufak bir soru kalmıyor. Mantık hatası yok. Her şey yerine oturuyor kitap bitince. Zaten kitap hakkında birkaç yazı okuyunca da yazarın derin bir araştırma yaptığını öğrendim. Kitapta fazlalık edecek bilgi yok. Aksine yerinde bilgiler var. Ama bu bilgilerin kitabın akıcılığını bozacağını düşünmeyin. Kitabın kurgusu içinde bu bilgiler harmanlanıp gidiyor. 
   Kitabın kurgusu yukarıdaki özetten çok daha detaylı. Golem ve cin nasıl tanışacak derken geçmişle bağları bile ortaya çıkıyor. Son sayfaya kadar pür dikkat okuyorsunuz. 
   Ben kitaba bayıldım. Kurgu ilginizi çektiyse sizde düşünmeden okuyun derim. 

  Kısacası ; kültürel motiflerle bezenmiş,mistik bir havası olan, farklı bir kurgu okumak isteyenlere kitabı öneriyorum. Sayfa sayısı gözünüzü korkutabilir ama su gibi akıyor. 

Puanım : 5/5

YORUM : Tehlikeli Yalanlar - Becca Fitzpatrick

Tehlikeden korunmak için kurduğunuz yalanlarla örülü hayatta gerçek aşkı bulsaydınız hangisinden vazgeçerdiniz? Hayatınızdan mı, aşkınızdan mı? Stella Gordon'ın hayatı bir yalandan ibaret.
Stella, Nebraska, Thunder Basin'de yaşasa da kendini oraya ait hissetmemektedir. Bir uyuşturucu satıcısının işlediği bir cinayet davasının kilit tanığı olarak, tanık koruma programına alınmıştır. Kasaba halkı ise Stella'nın gerçekte kim olduğunu bilmez. Gerçek kimliğini açıklamak istediği çocuk, Chet Falconer bile… Doğruları söylemenin, güvenli cennetine tehlike getirmekten başka bir sonuç doğurmayacağının farkındadır.
Genç kız her ne kadar dikkat çekmemeye çalışsa da, tehlike hızla yaklaşmaktadır. Suçluların tanıklardan kurtulma yolları vardır ve Stella'nın tek bir hatası, soğukkanlı katilleri kapısına kadar getirecektir.
Orijinal Adı : Dangerous Lies
Seri Sıralaması : Herhangi bir seriye ait değil. 
Goodreads Puanı : 3.85 (5,586 oylama)
Sayfa Sayısı : 384 sayfa
Yayınevi : Pegasus Yayınları
Etiket Fiyatı : 35 tl
***
  Stella Gordon , annesi yüzünden görmemesi gereken bir olaya tanıklık etmiştir. Olayı polise bildirdiğinde ise acilen tanık koruma programına alınır. Çünkü olayın faili yıllardır aradıkları bir mafya babasıdır. 
   Stella yaşadığı yerden kimseye haber vermeden alınır ve başka bir yere yerleştirilir. Arkadaşları , erkek arkadaşı , okul bursu ve daha pek çok şey tek bir gecede hayatından çıkar. Stella şimdi yeni hayatına alışmalı ve peşindeki adamlara nerede kaldığı hakkında en ufak bir ipucu vermemelidir. 
  Herkese merhaba! Favori yazarlarımdan biri olan Becca Fitzpatrick'in son kitabını okudum. Ne yazık ki yazarın gitgide kötüleştiğini düşünüyorum. Hani Hush Hush serisi nerede bu nerede. Kötü bir kitap diyemem , ben yüksek beklentilerle başlamış olabilirim. Yine de yazar polisiye tarzı kurgulardansa fantastik tercih etmeli. 
  Kitabın kurgusu çok farklı değil ama sonunu tahmin edemeyebilirsiniz. Bu yüzden merakla okuyorsunuz. Kitabın kendine has bir akıcılığı var. Sonu da okuyucuyu şoke etmese de ufak bir şaşkınlık yaratıyor. Normal bir kurguyu yazar yeteneği ile güzel bir hale getirmiş. 
   Karakterlere bayıldım. Genel olarak yazarın oluşturduğu karakterleri seviyorum. Becca Fitzpatrick tutarlı ve derin karakterler oluşturmasını çok iyi beceriyor. Chet de favori erkek karakterlerimden biri oldu. 
  Kitap hafif polisiye hafif genç-yetişkin tarzında. Kitabın sonlarına doğru polisiye ağır basıyor. 

 Kısacası , kolay okunan , güzel , akıcı bir kitap.Sizi sıkmıyor ve sonuna kadar götürüyor. Yüksek beklentilerle başlamamanızı öneririm. 

Puanım : 3/5

YORUM : Haruki Murakami - 1Q84

“Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter, hayatın kurtulmuş demektir…”
Sarsıcı bir yolculuğa hazır mısınız?
Öyleyse kemerlerinizi bağlayın. Erkekleri, titizlikle geliştirdiği bir yöntemle öteki dünyaya gönderen genç bir kadınla tanışacaksınız. Ve amansız bir takiple onun peşine düşen fanatik bir cemaatin müritleriyle…
Romantik misiniz?
Evet, bu kitapta aşk da var… İki dünya bir araya gelmeden mümkün olmayan bir aşk.
Yaşadığınız dünya gerçek mi, hiç düşündünüz mü?
Düşündüyseniz, paralel bir evrene geçmek sizi heyecanlandıracaktır o zaman. Hayatı algılayışınızı değiştirecek bir kitabın kapağını açmak üzeresiniz şu an.
Yaşayan en büyük yazarlardan biri olarak kabul edilen Haruki Murakami başyapıtı, tüm dünyada milyonlarca satan kitabı 1Q84’le bir imkânsızı başarıyor. Nefesinizi kesecek bir macera romanını, gerçek nedir, insan neye inanmalı, aşk dünyayı kurtarabilir mi soruları ekseninde bir yürek atlasına dönüştürüyor.
Orijinal Adı : 1Q84
Seri Sıralaması : Herhangi bir seriye ait değil. 
Goodreads Puanı : 3.88 (137,744 oylama)
Sayfa Sayısı : 1256 sayfa
Yayınevi : Doğan Kitap
Etiket Fiyatı : 59 tl 
***
   Tengo Kavana , Tokya’da matematik öğretmenliği yapan kendi halinde biridir. Hobi olarak edebiyatla da ilgilenmektedir. Bir gün editörü Komatsu ondan başka bir yazarın metnini  düzenlenmesini ister. Bu yazar , gelecek vaat etmektedir ancak kalemi çok güçlü değildir. Kalemi güçlü olan Tengo sayesinde metin ülke çapında ün kazanacaktır. Tengo bu hileli işe girmek istemese de bir süre sonra öykü ile arasında farklı bir bağ hisseder ve oyuna dahil olur.
   Aomame, bir spor kulübünde antrenördür. Ancak sadece bu iş ile ilgilenmez. Bazı zamanlar kiralık katil olarak çalışır.Eşlerine şiddet uygulayan erkekleri , enselerine sapladığı iğne ile öldürür. Doktorlar bu yöntemi çözemez ve ölüm nedeni olarak kalp krizi yazılır. Becerikli bir katildir. Sezgileri güçlüdür. Bu sezgileri sayesinde bir gün dünyada yanlış bir şeyler olduğunun farkına varır.
 Herkese merhaba! Uzun mu uzun bir kitapla karşınızdayım. Daha önce içinizde Haruki Murakami okuyan var mı bilmiyorum ama bizim edebiyat  tarzımızdan bayağı farklı olduğunu söyleyebilirim. Ben daha önce yazardan  Sputnik Sevgilimi okumuştum. O da güzel bir kitaptı ama 1Q84 ondan çok daha iyi.
    Kitabın arka kapağında konusu yazmıyor. Ben birazcık özetlemeye çalıştım. Yukarıdaki özet yaklaşık ilk 100 sayfayı anlatıyor. Kitap çok çok daha derin. İki karakter birbirinden çok ayrı gözükse de yazar ustaca bağlamış. Karakterler arasında ilişkiler zekice oluşturulmuş. Farkında olmadan karakterlere bağlanıyorsunuz halbuki her bir karakter aşırı soğuk. Evet , karakterler bizim edebiyat kitaplarımızdakilere göre çok ciddi kalıyor. Duygular ön planda değil. Robotumsu bir hava mevcut. Nasıl desem , Japon halkının o resmiyeti var kitapta. Yine de ben karakterlerinin her birini ayrı sevdim.
    Kitap akıcı , çok olay olmayan kısımlarını bile merakla okuyorsunuz. Gerçekten bin sayfa nasıl geçti anlamadım.
   Kitapta eleştirilebilecek tek bir yan var. Sonunun belirsizliği. Kitabın sonunda hiçbir şey olmuyor diyebilirim. Evet , en önemli olay ve sır aydınlığa çıkıyor ama diğer karakterler  hakkında en ufak bir ipucu yok. Sputnik Sevgilim’de de aynı şey olmuştu. Daha sonra yazar ile ilgili okuduğum yazılarda bu durumun onun yazım şekli olduğunu öğrendim. Yani , o kadar sayfa okuyup sonunda yazara sitem edebilirsiniz. Ben ettim çünkü çoğu şey havada kaldı.

  Kısacası , kendini merakla okutturan -sonu ile birazcık hayal kırıklığına uğratsa da- bir kitap.  Aşırı fantastik olmayan , bilim-kurgu karışımı bir havası var. Okuyanlarının çoğunun seveceğini düşünüyorum. Kitabın ciddi havası ilk başlarda size farklı gelebilir ama okumaya devam etmenizi tavsiye ederim. 


Puanım : 4/5

YORUM : Ruh Kapanı - Rachel Vincent

PARA, ŞÖHRET VE PIRILTILI BİR YAŞAM İÇİN RUHUNDAN VAZGEÇER MİSİN?
  Kaylee ölüleri görmüyor ama… Biri öldüğünde çığlık atıyor.
  Pop yıldızı Eden sahnede hayatını kaybettiğinde Kaylee bağırmayınca bir şeylerin fena halde ters gittiğini anlar: Ruhu olmayan biri için çığlık atamıyordur.
  Kaylee’nin ihtiyacı olan son şey okulu asmak, babasının koyduğu yasakları çiğnemek ve gerçek olamayacak kadar yakışıklı erkek arkadaşının sadakatini sınamaktır. Fakat kendilerini sanat dünyasının ışığına kaptırmış gençler geçici bir şöhret karşılığında ruhlarını vermektedir. Üstelik bunun bedelinin Alt Dünya’da sonsuza dek acı çekmek olduğunun farkında değildirler.
  Kaylee onların ruhlarını kurtarmak için elinden geleni yapacaktır; bu, kendi ruhunu riske atması anlamına gelse bile.
Orijinal Adı : My Soul to Save
Seri Sıralaması : Ruh Çığlığı (Soul Screamers) #2
Goodreads Puanı : 3.98 (19,211 oylama)
Sayfa Sayısı : 296 sayfa
Yayınevi : Pegasus Yayınları
Etiket Fiyatı : 28,50 tl
İlk kitabın yorumu için buraya tıklayın.
***
  Kaylee gittiği konserde, şarkıcı Eden aniden ölünce bir yanlışlık olduğunun farkına varır çünkü çığlık atmamıştır. Ne olduğunu anlamaz ama ölüm meleği Eden'in ruhunu alınca gördüğü şeyle dehşete kapılır. Eden'in ruhu yapış yapış ve siyahtır. Normal ruhlar ile alakası yoktur. Daha sonra Eden'in ruhu olmadığını ve gördüğü şeyin iblis nefesi olduğunu öğrenir.
Şimdi Kaylee ve Nash'in tek bir amacı vardır. Genç şarkıcıların ruhlarını alanın kim olduğunu bulmak.  
  En iyi tahminim Eden'in ruhunu ün ve servet için sattığıydı ama kesin olarak bilmiyordum.Emin olduğum tek şey o kararından şuanda büyük ihtimalle pişman olduğuydu ve Addison'ın ruhunu 4 gün içinde geri alamazsak o da aynı kaderi paylaşacaktı. Bunun olmasına izin vermeyecektim. 
   Herkese merhaba! Ruh Çığlığı serisinin ikinci kitabı ile karşınızdayım. İlk kitabı sevmiştim çünkü farklı bir dünyası vardı. Ancak ikinci kitap ilgi kadar ilgimi çekmedi. Çünkü aynı karakterlerle benzer olaylar okuyorsunuz. İlk kitapta Kaylee'nin nasıl bir fantastik dünyada olduğunu merak ederek okuyorsunuz ama ikinci kitapta zaten bildiğiniz bir durum bu. Evet , kitap yine kendini okutuyor ama ilk kitap daha akıcıydı. 
  Kurgu hakkında çok bir şey yazmak istemiyorum çünkü zaten arka kapağa resmen kitabın özetini koymuşlar. Arka kapağı bu kadar detaylandırmanın ne gereği var bilmiyorum. 
  Kitabın en sevdiğim yanı mantık hatası olmaması sanırım. Yazar aklınızda soru işareti bırakmıyor , her şeyi açıklıyor. Kurguda da herhangi bir hata yok. Bu kitabı anlayarak ve akışına kapılarak okumanızı sağlıyor. 

  Kısacası , akıcı , kolay ve çabuk okunan fantastik bir kitap ama sizi yeterince tatmin etmiyor. Gerek fantastik ögeleri olsun gerek kitabın kurgusu olsun , uzun süre fantastik okuyan okurlar için yetersiz. İlk defa fantastik okuyacak olanlar bir şans verebilir. 

Puanım : 3/5

YORUM : 1984 - George Orwell

  Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.
  George Orwell’in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.
Orijinal Adı : 1984
Seri Sıralaması : Herhangi bir seriye ait değil. 
Goodreads Puanı : 4.14 ( 2,015,648 oylama)
Sayfa Sayısı : 352 sayfa
Yayınevi : Can Yayınları
Etiket Fiyatı :  26 tl 
***
  Dünya, 3 büyük devletin söz sahibi olduğu bir yer haline gelmiştir ; Okyanusya , Avrasya ve Doğu Asya. Bu 3 güçlü devlet yıllardır birbiri ile savaş halindedir ama bir türlü birbirlerine galip gelemezler. Halklar ise kendi devletlerinin galip gelmesi için dur durak bilmeden çalışırlar.
   Ana kahramanımız Winston , ülkeyi yöneten Parti'nin alt kademelerinde görevli bir Okyanusya vatandaşıdır. Görevi , Parti'nin başındaki Büyük Birader'in yanlış söylediği sözleri , tüm kaynaklardan yok etmektir. Büyük Birader savaşın Avrasya ile olduğunu söylediğinde , Doğu Asya ile olan savaşı içeren tüm kaynaklar yok edilir. Büyük Birader'in kelimeleri değiştirilir. Bu gerekli görev ise Winston gibi birkaç memurun işidir. 
  Ancak Winston içten içe bir şeylerin yanlış olduğunun farkındadır. Sadece insanları kandırmak değil , Parti çok daha kötü şeyler yapmaktadır.
    1984, büyük ihtimalle daha önce duyduğunuz bir kitap. Ya da "Büyük Birader seni izliyor" cümlesi size bir yerden tanıdık geliyor olabilir. Çünkü 1984 , George Orwell'in popüler kitaplarından biri. Gerçekten elde ettiği ünü hak ediyor diyebilirim. 
   Kitabı size açık açık anlatmak isterdim ama içinde bulunduğunuz dünyanın ne kadar berbat bir yer olduğunu okudukça anlamanız daha iyi olur. Okyanusya'da aklınıza bile gelmeyecek yasaklar var. Bu da olamaz artık diyorsunuz okurken. Sayfaları çevirdikçe hüzün basıyor , içiniz kararıyor. Hele de benim gibi özgürlüğüne düşkün biriyseniz kitabı bitirene kadar canınız çıkıyor. Aslında bu da  Orwell'in ne kadar müthiş bir eser yazdığının kanıtı.
  Kitabın çok gerçekçi bir havası var. Okurken Okyanusya'dan çıkma planları yapıyorsunuz ama yazar size bir kapı bile bırakmamış. Tek çare intihar etmek. Ama onu bile başaramazsınız çünkü evinizde alet edevat yok!
  1984 , komünizme yapılmış güzel bir eleştiri. Siyasetle ilgilenmeseniz bile herkes kitaptan bir ders çıkartabilir diye düşünüyorum. 
  Gelelim bu kadar güzel bir kitaba neden 4 yıldız verdiğime. Çünkü sonunu hiç mi hiç beğenmedim. Böyle bitmemeliydi diye düşünüyorum. O sonu yakıştıramadım kitaba. Tabi bu kişisel bir görüş , siz beğenebilirsiniz de. 

  Özetlemek gerekirse , herkesin okumasını gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Küçük yaşta okuduysanız da bir kere daha okumanızı öneririm çünkü insan büyüdükçe her cümlenin anlamını daha iyi anlıyor. Yazarı ilk defa okuyacaksanız önce Hayvan Çiftliği'ni okumanızı tavsiye ederim. Daha rahat bir kitap , daha kolay okunuyor. Böylece 1984'ü okurken yazarın diline de alışmış olursunuz. 

Puanım : 4/5

YORUM : Ruh Hırsızı - Rachel Vincent

Kaylee ölüleri görmüyor, ama…
Çevresinde ölmek üzere olan biri varsa bunu hissediyor. Ve bu öngörü esnasında kontrol edemediği bir güç, çığlık atmasına neden oluyor. Hem de kulakları sağır edecek bir çığlık.
TÜM KÖTÜLÜKLERE MEYDAN OKUYAN, ENGEL TANIMAZ BİR AŞK!
Kaylee'nin tek isteği okulun en havalı çocuğuyla olmanın keyfini çıkarmaktır ama Nash onun çığlıklarının ardındaki gizemi bildiğinden, sıradan bir ilişki onlar için sadece hayaldir. Okul arkadaşları gizemli bir şekilde ölmeye başladığındaysa, sıradaki kurbanın kim olduğunu sadece Kaylee bilecektir.
Ancak onları kurtarması imkânsız gibi görünmektedir çünkü bir ruhu kurtarmanın bedeli, bir diğerini kaybetmektir...
Orijinal Adı : My Soul to Take
Seri Sıralaması : Ruh Çığlığı (Soul Screamers ) #1
Goodreads Puanı : 3.89 (37,352 oylama)
Sayfa Sayısı : 312 sayfa
Yayınevi : Pegasus Yayınları
Etiket Fiyatı : 28,50
***
  Kaylee , tek bir özelliği hariç sıradan bir lise öğrencisidir. Onu yaşıtlarından ayıran özelliği ise biri ölmeden önce çığlık atma isteği ile dolmasıdır. Bu durumu yanlarında yaşadığı amcası ve yengesine de söylemiştir ama sonuç psikiyatri servisinde bitmiştir. En yakın arkadaşı Emma hariç kimse ona inanmaz o da sırrını saklar. 
   Zaten ölen birinin yakınında olmak o kadar sık bir olay da değildir. Ancak okulun popüler çocuklarından biri olan Nash , Kaylee ile konuşmaya çalıştığında güçlü bir atak gelir. Kaylee buna engel olamaz ve sırrını Nash ile de paylaşır. 
   Bundan sonra ise olaylar akıl almaz bir yönde ilerler. Çünkü her gün Kaylee'nin çevresindeki kızlardan biri nedensizce ölmektedir. Bunu araştırmak ise Kaylee'ye düşmektedir.
  Herkese merhaba! Kitabın kısa bir özetini çıkarmaya çalıştıktan sonra yorumuma geçebilirim. Ancak ondan önce size seri hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum. Seride -yan kitaplarını saymazsak- 7 adet kitap bulunuyor. Daha da devam edecek. Ülkemizde ise serinin ilk 3 kitabı çıktı. Pegasus Yayınları serilerini yarım bırakmaz genelde ama Ruh Çığlığı serisinin akıbeti ne olacak bilmiyorum. Şuan ufukta 4. kitap gözükmüyor. 

  Kitabın yorumuna gelecek olursak , Ruh Hırsızı başlarda beni sıkan ama ortalara doğru temposunu yükselten ve finali ile de heyecanlandıran bir kitap oldu. Başlarda sıkıldım çünkü hem yazarın hızına alışmakta zorlandım hem de Kaylee'nin içinde bulunduğu bilinmezlik beni sıktı. Tek tek açıklayacak olursam , yazarın çok hızlı bir anlatımı var. Yaklaşık 5 sayfada falan tüm önemli olaylar olup bitiyor. Pek fazla tasvir yok , karakterlerin ayrıntılı geçmişi yok. Sanki kronolojik sırada olayları okuyorum ama ayrıntı yok. Yazarın daha fazla detay vermesini bekledim açıkçası. Kitabın başında detay eksik olunca da hafif bir sıkılır gibi oldum. 
   Kaylee'nin sırlarını öğrenmeye başlayınca kitap daha akıcı hale geldi. Sonunda ise doruk noktasına ulaştı. Yazarın çok güzel ve merak uyandıran bir finalle bitirdiğini düşünüyorum. 
   Ancak kitabın başlarının hızlı olması dışında canımı sıkan bir durum daha var. Nash konusu. Sanki yazar Nash'i aklında oluştururken birden fazla karakter düşünmüş gibi. Kitapta Nash okulun havalı çocuğu , birçok kızla birlikte olan , partiden partiye koşan biri olarak tasvir ediliyor. Ama sadece tasvir ediliyor. Tasvirden ötesine geçemiyor. Nash'in davranışları ise tam tersini yansıtıyor bize. Yardımsever , romantik , uysal biri. Yazar kötü çocuk oluşturmak istemiş ama Nash'e o kadar vakit ayıramamış bu yüzden ortaya saçma sapan bir karakter çıkmış. Keşke böyle zorlama bir çabaya girmeseymiş diyorum. 

   Eğer , İrlanda&İskoçya mitolojisine alışkın değilseniz kitabın kurgusu size çok farklı gelecektir. Ben de çok alışık olduğumu söyleyemem. Tipik bir fantastik okuru olarak vampirlerden , kurt adamlarından sonra çölde vaha bulmuş gibi oluyorsunuz. Farklı kurgulara , karakterlere aç olduğumu Ruh Hırsızı'nı okuduktan sonra fark ettim. O yüzden yeni bir dünya denemek isteyenler için öneririm. 
   
   Özetlemek gerekirse , kitap akıcı ve değişik bir kurguya sahip. İlk sayfaları geçince çok kısa bir sürede okuyup bitiriyorsunuz. Kafanıza takılan birkaç mantık hatası olabilir ama bitince keyif aldığınızı fark ediyorsunuz. Kolay okunabilen ve farklı bir kurgu içeren kitap arayan okuyuculara önerilir.

Puanım : 4/5
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI